Savcılık, sanıkların, bebek acil hastalarını kasıtlı olarak daha büyük bir tehlikede göstererek aileleri endişelendirdiklerini ve bu vesileyle hastaları yüksek maliyetli özel hastanelere sevk ederek finansal kazanç elde ettiklerini öne sürüyor. Suçlamalar arasında özellikle bazı sanıkların hastanelerdeki kritik karar mekanizmalarında yer alarak, sağlık sistemini kötüye kullanmak ve masum ailelerin duygusal durumundan faydalanmak gibi ciddi etik ihlallerin olduğu iddia ediliyor.

Mahkeme salonunda sanıkların savunmalarının dinlenmesine yarın devam edilecek. Bu kritik davanın sonucu, benzer olayların yaşanmasının önlenmesi adına sağlık sektörü için önemli bir emsal teşkil edebilir.
İstanbul'da yaşanan ve kamuoyunu derinden etkileyen bir sağlık skandalıyla ilgili açılan davada, bebeklerin acil durumlarını suistimal eden ve bu sayede haksız kazanç sağladıkları öne sürülen 47 sanığın yargı süreci devam ediyor. Sanıkların bebekleri önceden anlaşmalı özel hastanelerin yenidoğan ünitelerine sevk ederek bu bebeklerin ölümüne yol açtıkları ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) üzerinden usulsüz kazanç sağladıkları iddialarıyla açılan davanın ilk duruşması, Bakırköy 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Adliyenin konferans salonunda gerçekleşen duruşmada, aralarında tutuklu sanık Fırat Sarı ve 8’i kadın olmak üzere 22 tutuklu sanık hazır bulunurken, bir kısım tutuksuz sanıklar ise SEGBİS ile duruşmaya katıldı.
Mahkemede SEGBİS sisteminde yaşanan bir arızanın giderilmesinin ardından duruşma devam etti. Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan ve İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu'nun da aralarında bulunduğu çok sayıda hukukçu, müşteki olmayan bazı mağdur ailelerin ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının avukatları, davaya katılma talebinde bulundular. Ancak savcı, bu kişilerin suçtan doğrudan zarar görmedikleri gerekçesiyle taleplerinin reddedilmesini istedi. Talebi değerlendiren mahkeme heyeti, katılma taleplerini reddederek sanık savunmalarının alınmasına geçilmesine karar verdi.
Savunmaların Alınması
Sanıklardan hemşire Hakan Doğukan Taşçı, bazı suçlamaları reddederken, yalnızca birkaç eylemi kabul ettiğini ve bu konularda dürüstçe ifade verdiğini belirtti. Taşçı, bilirkişi raporunu kabul etmediğini, davanın birçok suçlama içerdiğini ve usulsüzlüklerin olduğunu savundu. Ayrıca, gece yoğun bakımlarda doktor bulundurulmadığını ve müdahale ettiğinde eleştirildiğini, etmediğinde ise ihmalle suçlandığını ifade ederek "Her hastane sahibi para kazanmak ister" şeklinde açıklamalarda bulundu.
Taşçı, bebeklerin tedavisi için SGK tarafından 9.500 TL bedelle ödenen ilaçların fazla sipariş edildiğini ve Fırat Sarı ile bu ilaçları satma konusunda anlaştıklarını açıkladı. Satışlardan elde ettiği kazancın sınırlı olduğunu iddia eden Taşçı, en fazla 4-5 bin lira komisyon aldığını fakat Fırat Sarı'nın 40 bin lira aldığını duyduğunu belirtti. Taşçı, yoğun bakım yatak doluluk oranının hastanenin gelirine etkisi olduğunu belirterek bebeklerin sağlık durumlarının ağır gösterildiğini ve gerektiğinden fazla ilaç kullanılarak SGK'den yüksek ödeme alındığını öne sürdü.
Taşçı’nın ifadesinde ayrıca, siyahi bebek Michelle Nwando Opara’nın ölüm süreci ele alındı. Taşçı, bebeğin durumu kötüleştiğinde kendisine haber verildiğini fakat kendisinin bunu anlayamadığını iddia etti. Sabah nöbetini devralan hemşirenin durumu kötüleşen bebeği kendisine bildirdiğini, hastaneye gittiğinde ise bebeğin çoktan ölmüş olduğunu fark ettiğini ifade etti.
Mahkemede Savcının ve Avukatların Açıklamaları
Duruşma sırasında Türkiye Barolar Birliği Başkanı Sağkan ve İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu da adliye önünde bir açıklama yaptı. Sağkan, barolar olarak çocukların yaşam hakkını savunmak adına davada katılma talebinde bulunduklarını ve bu davanın şeffaf bir şekilde yürütülmesi için gerekli yasal desteği sağlayacaklarını ifade etti. Katılma talebinin reddedilmesinin kendileri için mücadeleyi bırakmak anlamına gelmediğini belirten Sağkan, bu davayı gözlemci olarak takip edeceklerini ve mağdur ailelerin avukatlarına hukuki destek vereceklerini söyledi.
İstanbul Barosu Başkanı Kaboğlu ise İstanbul'da görülen bu davanın sadece Türkiye için değil, dünya sağlık tarihi açısından da önemli bir toplu dava olduğunu belirtti. Anayasa'nın 56. maddesine atıfta bulunan Kaboğlu, devletin sağlık hizmetlerinin planlanması ve denetlenmesi yükümlülüğünün olduğunu ancak bu yükümlülüğün yerine getirilmediğini savundu.
İddianame ve Cezalar
1399 sayfalık iddianamede, suç örgütünün elebaşı olarak gösterilen doktor Fırat Sarı ve örgüt yöneticisi olduğu iddia edilen doktor İlker Gönen ile 112 Acil Çağrı Merkezi ambulans şoförü Gıyasettin Mert Özdemir'in yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde hasta bebeklerin durumunu olduğundan ağır göstererek SGK’den yüksek ücret aldıkları ve bazı hasta yakınlarından fazla para tahsil ettikleri belirtiliyor. Sanıkların, bebeklerin sağlığına uygun tedavi sağlayacak hastanelere sevki yerine, örgütün çıkarlarına uygun hastanelere sevk ettikleri iddia ediliyor.
Fırat Sarı ve İlker Gönen hakkında “kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi,” “nitelikli dolandırıcılık,” ve “suç işlemek amacıyla örgüt kurmak” suçlarından 10 kez ve "resmi belgede sahtecilik" suçundan 11 kez olmak üzere 177 yıl 6 aydan 582 yıl 9 aya kadar hapis cezası talep ediliyor. Diğer sanıklar için de benzer suçlardan hapis cezaları isteniyor.
Soruşturma Kapsamında Alınan Tedbirler
Soruşturma kapsamında İstanbul'da 9, Tekirdağ Çorlu’da ise 1 hastanenin ruhsatı iptal edildi ve buralarda tedavi gören bebekler ile hastalar kamu hastanelerine sevk edildi. Ayrıca, soruşturmayı yürüten savcıyı ölümle tehdit eden kişiler de tutuklandı ve bu soruşturmanın ayrı olarak sürdüğü bilgisi verildi.
Bu dava, sağlık sektöründeki denetim ve şeffaflık konusundaki eksiklikleri gündeme getirirken, bebeklerin yaşam hakkının ihlal edildiği ve sağlık hizmetlerinin maddi kazanç için suistimal edildiği bir örnek olarak dikkat çekiyor.
ABONE OL
YORUM YAP